Ticari İşletme Hukuku

Ticari İşletme

Ticari işletme, Ticaret Kanunu’nun merkez kavramıdır.
Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.
Ticari işletmenin tüzel kişiliği bulunmamaktadır.
Unsurları;
1.      İktisadi faaliyet
2.     Devamlılık
3.     Bağımsızlık
4.     Esnaf faaliyeti için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamanın hedeflenmiş olması
Gerek kazanma ve gerek kaybetme için ayrıca şekli bir işlemde bulunulmasına; örneğin ticaret siciline tescil, ticaret odasına veya vergi dairesine kaydolma gibi işlemlere ihtiyaç yoktur.
Faaliyetin iktisadi olması, işletme faaliyetine girişilirken gelir sağlamanın hedeflenmiş olması anlamına gelir. Gelir sağlamak hedef değilse, gelir sağlansa bile bu faaliyet iktisadi olmaz.
Ticari işletmenin devamlılık unsuru, kısa bile olsa belirli bir zaman dilimi için sürekliliği hesap edilerek planlanmış bir faaliyeti ifade eder. İşin mahiyetinden kaynaklanan kesintiler devamlılık unsurunun varlığını ihlal etmez.
Devamlılık niyeti olmaksızın başlatılan bir işletme faaliyetinin ne zaman sona ereceği belli olmayan bir şekilde her an sona ermesi ihtimali ile sürdürülmesi faaliyeti devamlı hale getirmez.
Bağımsızlık işletmenin hem iç hem de dış ilişkide başka bir işletmenin irade ve işlemine bağlı olmaksızın işlemler yapabilmesini ifade eder.
Esnaf faaliyetinin sınırı Bakanlar Kurulunca çıkarılan Kararnamede belirlenir. Burada asıl önemli olan kriter, iktisadi faaliyetin bedeni çalışmaya mı yoksa sermayeye mi dayandığıdır.
İşletmede ücret karşılığı çalışan kişilere ait beden ve beyin gücü sermayeye dahil edilir. Bazı faaliyetler çalışan kişi sayısından bağımsız olarak ticari faaliyet sayılmamıştır. Örneğin avukatlık…

Ticari İşletmenin Malvarlığı

Ticari işletmenin malvarlığı ticari işletmeye sürekli olarak özgülenmiş unsurlardan meydana gelir.
Buna duran malvarlığı, işletmenin müşteri çevresi, kiracılık hakkı, ticaret unvanı, fikri mülkiyet hakları dahildir.

Ticari İşletmeye İlişkin Hukuki İşlemler

Ticari işletme bir bütün olarak devredilebilir. Ayrı ayrı tüm unsurların devredilmesine gerek yoktur. Ticari işletmenin devri ve ticari işletmeyi konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır. Ticaret siciline tescil ve ilan
edilir.
Bu şekil şartı taraflarca veya kanun tarafından ağırlaştırılabilir ama hafifletilemez. Ticari işletmenin rehninde noterde tanzim edilmenin şart koşulması buna bir örnektir.

Ticari İşletmenin Devri

Birleşen veya devralınan işletme ve şirketin sahip ve ortakları yer değiştirmez.
İşletmeye ait aktif ve pasifler bir bütün halinde devredilir. Sadece aktiflerin devri hükümsüzdür.
Taraflar anlaşarak bazı unsurları devrin dışında tutabilir. Ancak devredilen unsurlar, işletmenin devamı için yeterli olmalıdır. Eğer birden fazla alanda faaliyet gösteriliyorsa, bir alanda yeterli unsurların devri mümkündür.
Devreden isterse ticaret unvanını devre dahil etmeyebilir. Devir sözleşmesinde yasaklanmamışsa veya rekabet yasağı hükmü yoksa, bu unvanla yeni bir işletme de kurabilir.
İşletme değeri aksi sözleşmede öngörülmemişse devre dahildir.
İyiniyetli devralan ticari işletmenin içinde bulunan üçüncü bir kişiye ait menkulleri de malik olarak iktisap eder. (Emin sıfatıyla zilyetten)
Taşınmazlar ve araçlar için özel şekil şartlarına uyulması gerekmektedir.
Devir durumu alacaklılara bildirilmeli ve ilan edilmelidir. Bu bildirim şekle bağlı değildir.
Pasiflerin devralana geçirilmesi için alacaklıların rızası gerekmez.
Devralan, bilmediği borçlardan dolayı da sorumlu olur. Tarafların aksi yönde anlaşmaları üçüncü şahıslar yönünden anlam ifade etmez. İç ilişkide geçerlidir.
Devreden, pasifler için devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olur. Bu sorumluluk muaccel alacaklılar için devrin duyurulmasından itibaren, muaccel olmayan alacaklar için muacceliyetten itibaren iki yıl sürer.
Devreden veya devralan, sırf devir sözleşmesi yüzünden iş sözleşmesini feshedemez. Devir işçi için de haklı bir fesih sebebi değildir.
Ticari işletmenin özel bir malvarlığı vardır. Bu malvarlığı maddi ve manevi unsurlardan oluşur.
Ticari işletme devredilebilir. Ticari işletmenin devri iki yerde düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanununun 11. Maddesi ve Borçlar Kanunu’nun 202. Maddesi ticari işletmenin devrini düzenlemektedir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 11. Maddesine göre, ticari işletme tek bir yazılı sözleşmeyle bütün olarak devredilebilir. Kural olarak merkez ve şubeler dahil tüm unsurlar kapsanır. Bunun için unsurların devri için yapılması gereken tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek yoktur. Sözleşmenin ticaret siciline tescil edilmesi gerekir. Aksi belirtilmedikçe devir, bütün unsurları kapsar. Ancak bu unsurlar sözleşme ile devrin kapsamı dışında tutulabilir.
·        Ticari işletme bir bütün olarak devredilebilir.
·        Sözleşme yazılı yapılmalıdır.
·        Bu sözleşme ticaret siciline tescil edilmelidir
Ticari işletmeyi bütün olarak konu alan diğer sözleşmeler de yazılı olma ve ticaret siciline tescil şekil şartlarına tabidir.
Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için ticaret sicil gazetesine yayınlanacak ilanla duyurulduğu tarihten başlayarak onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur.
Yani, ticari işletmeyi devralan, ilan tarihinden itibaren işletmenin bilinen ve bilinmeyen tüm borçlarından sorumludur. Devreden de iki yıl müddetle müteselsil olarak sorumludur.
Kimin hangi borçlardan sorumlu olduğunu taraflar kendi aralarındaki sözleşme ile kararlaştırabilirler. Ancak bu
sözleşme ancak kendi aralarında hüküm ifade eder.

Ticari İşletme Rehni

Ticari işletmenin rehni için de özel bir imkan tanınmıştır. Bir gayrimenkul rehnedildiğinde işlem tapuda yapılır. Menkulün rehni için ise eşyanın teslimi ile olur. Klasik menkul rehninden farklı olarak, ticari işletme rehnedilirken
menkullerin zilyetliğinin teslim edilmesi gerekmez.
Ticari işletmenin rehni hakkında, Ticari İşletmenin Rehni Kanunu vardır. Ticari işletmenin rehni için özel bir sözleşme yapılır.
Ticari işletme rehninde rehin alan taraf, tüzel kişiliği haiz ve sermaye şirketi olarak kurulmuş kredi veren müesseseler, kooperatifler ve kredili satış yapan kurumlardır. Rehin verenler işletme sahipleridir.
Ticari işletme rehni;
·        Ticaret unvanı ve işletme adını,
·        Rehnin  tescili anında mevcut ve işletmenin faaliyetlerine tahsis edilmiş makine, araç, alet ve motorlu nakil vasıtaları (menkul işletme tesisatı)
·        Marka, patent, model ve lisans gibi fikri ve sınai hakları kapsar.
Taraflar anlaşarak sadece üçüncü kalemi rehnin dışında bırakabilirler. İlk iki kalemin rehne dahil olması zorunludur.
İşletmeler, ticari işletme ve sınai işletmeler olarak ikiye ayrılmıştır. Eğer sınai bir işletme varsa, sınai işletme menkul işletme tesisatından hangilerinin rehnedilip hangilerinin rehnedilmeyeceğini kararlaştırabilirler.
Ticari İşletme Rehni Kanunu’nun 2. Maddesinde bir sınırlama daha bulunur. Buna göre kredili satış yapan müesseseler, rehin hakkını ancak vadeli satış yaptığı makineler üzerinde kullanabilir.
Rehin sözleşmesi noterde tanzim edilir. Bu noter ticari işletmenin kayıtlı olduğu sicil çevresinde olmalıdır.
Rehin hakkı tescil ile doğar. Sözleşmenin yapıldığı tarihten sonra 10 gün içinde bu tescil talep edilmelidir.
Rehin tescil edildikten sonra, eğer rehnedilenlerin ayrıca bir sicili varsa, rehin işlemi o sicillere de kaydedilmelidir.
10 günlük süre bir hak düşürücü süre değildir. Düzenleyici bir süredir. Süre geçirilse dahi sicile gidilebilir. Ancak bu durumda idari para cezası ödenir.
Rehnedilen malvarlığı unsurları üzerinde kısmen veya tamamen tasarrufta bulunulabilir. Ancak bunun için rehin alanın izninin alınması gerekir. Eğer izin alınmadan yapılacak olursa hem para cezası vardır, hem de alacağın teminatının değeri düşürüldüğü için bu değerdeki düşme ikame edilmelidir.Ticari işletme rehinliyken devredildiyse, rehin devralana karşı da ileri sürülebilir. Ancak rehinden haberdar olmaksızın ticari işletmenin sicil bölgesi dışındaki münferit unsurlar üzerinde ayni hak iktisap eden kişinin hakları muteberdir. Nispi alacak hakkı iktisap eden ancak diğer şartları taşıyan kimse rehin hakkını inkar edemez.
Ticari işletme üzerinde sadece belirli unsurlar üzerinde rehin tesis edilir. İşletme rehininin üç ana unsuru vardır.
·        Ticaret unvanı ve işletme adı,
·        Rehnin  tescili anında mevcut ve işletmenin faaliyetlerine tahsis edilmiş makine, araç, alet ve motorlu nakil vasıtalar (menkul işletme tesisatı)
·        Marka, patent, model ve lisans gibi sınai haklar
Üçüncü unsur rehne dahil edilmeyebilir.
Ticari İşletme Rehni, Ticari İşletme Rehni Kanunu ile düzenlenmiştir. Bir işletme rehnedildiği zaman, ticari işletmenin bulunduğu sicil bölgesine ticari işletme rehni tescil ettirilir. Menkul işletme tesisatının bir kısmı sicil bölgesinin dışında bulunabilir.
Ticari işletme rehni, bu işletmeyi devralan herkese karşı ileri sürülebilir.
Rehinden haberi olmadan, sicil bölgesi dışında iktisap edilirse, iktisap eden üçüncü şahsın iyiniyetli olması halinde iktisabı korunur. Rehnedilen münferit unsurlar bir başka sicilde kaydediliyorsa, -örneğin araçlar, marka gibi unsurlar-, üçüncü kişinin iyiniyeti korunmaz. Zira ticari işletme rehnedilirken bu unsurların rehnedildiği özel sicillere de bildirilir.

Şube

Her ticari işletmenin bir merkezi vardır. Bu merkez, gerçek kişinin ikametgahı gibidir.
Ticari işletmenin hukuki, iktisadi ve yönetim faaliyetlerinin odaklandığı yerdir. İşletmeler merkezin bulunduğu yerdeki ticaret siciline tescil edilirler. İmalathane ve idare farklı yerlerdeyse, idareye ilişkin işlerin yoğunlaştığı
yer merkezdir.
Şirket sözleşmelerinde merkezin nerede olduğu belirtilir. Bu yüzden ticaret şirketlerinde merkezin tespiti daha kolaydır.
Ticari işletmeler merkezde faaliyet gösterseler de, aynı ilde veya farklı illerde de faaliyet göstermek isterler. Bu amaçla ticari temsilciler kullanabilirler veya şubeler açabilirler.
Şubenin kanunda tanımı yoktur.
Şube, işletmenin gösterdiği faaliyetleri gösterir.
·        Merkeze bağlılık
·        Dış ilişkilerde bağımsızlık
·        Yer ve yönetim ayrılığı
Bir yerin şube sayılabilmesi için, merkeze bağlı bulunması gerekir. Ticari işletmenin unsurlarından birisi de bağımsızlıktır. Bu sebeple şubeyi ayrı bir ticari işletme saymak mümkün değildir. Şubenin merkezden ayrı bir işletme politikası olması düşünülemez.
Şubeler de hukuki işlemler yapar. Kar ve zarar ederler. Ancak bu kar ve zarar, asıl işletmenin bir parçası olmalarından ötürü merkeze aittir.
Şube olmanın koşullarından birisi de dış ilişkide bağımsızlıktır. Zira şubenin üçüncü kişilerle hukuki işlem yapabilmesi gerekmektedir.
Yer ayrılığı dar yorumlanır. Merkez ve şube aynı binada da olabilir.
Şubeye ayrı bir sermaye tahsis edilmelidir.
Şubenin ayrı bir muhasebesi olmalıdır.

Şube Olmanın Hukuki Sonuçları

·        Tescil edilmesi
·        Unvanı şube olduğunu belirterek kullanma
·        Ticari mümessil atanması
·        Şubenin ihtilaflarında şubenin bulunduğu yerde dava açılması
Bir merkez işletme bir şube açarsa, şube de bulunduğu yerin ticari siciline tescil olunur.
Şube, ticaret unvanını şube olduğunu belirterek kullanır.
Yer ve yönetim ayrımının doğal sonucu olarak, şubenin başına ticari mümessil atanır. Ticari mümessil tacirin, tam yetkili temsilcisidir.
Ticari işletme, işletmenin bütünü içinde bir parça olduğu için, ticari işletme devredilirse şube de devredilmiş olur.
Şubenin yaptığı işlemlerle ilgili bir ihtilaf olduğunda, şubenin bulunduğu yerde de dava açılabilir. Bunun istisnası, tacirin iflasının istenmesidir. Bu davanın mutlaka merkezden açılması gerekir.

Ticari Hüküm

Türk Ticaret Kanunu’ndaki tüm hükümler ticari hükümdür. Bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlardaki hükümler de ticari hükümlerdir.
Ticari bir ihtilafın çözümünde hükümlerin uygulanma sırası vardır. Sırasıyla;
a.      Emredici hükümler
b.      Tarafların arasındaki sözleşme hükümleri
c.      Tamamlayıcı ve yorumlayıcı hükümler
d.     Ticari örf ve adet hükümleri
Ticari örf ve adet, uzun yıllar uygulanarak benimsenmiş kurallardır. Teamül ise, örf ve adet seviyesine çıkmamış kurallardır. Ticari örf ve adet kurallarını, ticaret ve sanayi odaları tutarlar. Ticari örf ve adete, açık fatura ve kapalı fatura gösterilebilir. Faturanın yukarısına imza atılmışsa bu bir açık fatura olur. Bu faturanın bedelinin alan tarafından henüz ödenmediği anlamına gelir. İmza faturanın altına atılmışsa bu bir kapalı fatura haline gelir ve bedelinin ödendiği anlaşılır. Faturanın oluşturduğu karinenin aksini ispat yükümlülüğü, bunu iddia edenin üzerine düşer.
Ticari teamül, irade beyanlarının yorumunda esas alınır.
e.      Genel hükümler
Bir örf ve adet kuralı da yoksa genel hükümler uygulanır.
Ticari iş olmayan adi işlerde, genel hükümler ticari örf ve adetten önce uygulanacaktır.

Ticari İş

Ticari iş, ticari hükümle benzerlik taşır.
Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususların tamamı ticari iştir. Ayrıca diğer kanunlarda düzenlense dahi, ticari işletmeyi ilgilendiren işler ve fiiller ticari iştir.
Örneğin, haksız rekabet bir haksız fiildir ve Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. Öyleyse ticari bir iştir. Bono, Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. Öyleyse ticari bir iştir.
Ticari İş Karinesi: Bir tacirin borçları karine olarak ticari borç sayılır. Ancak tacir gerçek kişi ise, işlemi yaparken açıkça bunun ticari işletmesiyle alakalı olmadığını söylerse veya işin niteliği itibariyle ticari olması mümkün değilse, borçlar adi borç sayılır. Tüzel kişi tacirlerin adi borçları olmaz, tüm borçları ticari borçtur.
Yayılma özelliği: Taraflardan yalnız birisi için ticari iş olan sözleşmeler, diğer taraf için de ticari iş sayılır. Örneğin; otomotiv galerisinden araç satın alan memur için de, bu iş karşı taraf için ticari iş niteliğinde olduğu için ticari iş sayılır. Ana kriter, borcun sözleşmeden kaynaklanmasıdır. Haksız fiilden veya sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlarda yayılma özelliği uygulanmaz.

Ticari İş Olmanın Sonuçları

İki veya daha fazla kişi, içlerinden en az birisi için ticari iş sayılan bir işle borç altına girerlerse borçtan dolayı hepsi müteselsilen sorumlu olur. Ancak sözleşmeyle veya kanunla bunun aksi öngörülmüş olabilir.
Ticari borçlara kefalet halinde de müteselsil kefalet hükmü uygulanır.
Borçlar Kanunu’na göre müteselsil sorumluluk ancak tarafların bunu sözleşmede öngörmesi halinde veya kanunda öngörüldüğü hallerde doğar. Ticari işlerde ise müteselsil sorumluluk esastır. Sözleşmeyle ve kanunla aksine hüküm getirilebilir.
Borçlar Kanunu’nda müteselsil kefalet ilişkisinin kurulabilmesi için ek şekil şartları getirilmiştir. Ancak ticari işlerdeki müteselsil kefalet bunun bir istisnasıdır.

Faiz

Faiz paranın semeresidir. Faizin türleri vardır. Anapara faizi, temerrüt faizi gibi…
Ticari işlerde, ücret ödenmesi kararlaştırılmamış olsa bile bunun ödenmesi esastır. Aynı şekilde, ticari bir işte borç verilmişse taraflar öngörmemiş olsa bile faize hak kazanırlar.
Bu kanunun iki yerinde pozitif olarak görülür. Borçlar Kanunu’nun 387. Maddesine göre faiz öngörülmemişse anapara faizi ödenmesine gerek yoktur. Ticari ödünç sözleşmesinde ise, taraflarca karşılaştırılmamışsa bile anapara faizine hak kazanılır. Türk Ticaret Kanunu’nun 20. Maddesine göre de tacir verdiği avanslar ve yaptığı giderler için faize hak kazanır.
Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz serbestçe belirlenebilir.
Faizin anaparaya eklenerek yeniden faiz işletilmesi bileşik faizdir. Kural olarak, bileşik faiz yasaktır. Ancak ticaret hukukunda iki halde ticari işlerde bileşik faiz uygulanabilir. Bu borçlar;
–         En az üç aylık dönemlerle cari hesap borçları,
–         En az üç aylık dönemlerle her iki tarafı için de ticari iş olan ödünç sözleşmelerinden kaynaklanan borçlardır.
Türk Ticaret Kanunu’ndaki cari hesap hükümlerinin uygulanması için yazılı cari hesap sözleşmesi yapılmış olmalıdır. Cari hesap daha sonra ayrıntılı olarak işlenecektir.
Ticari işlerde daha yüksek oranda faiz alma imkanı vardır. Bu 3095 sayılı kanunda düzenlenmiştir. Kanuna göre taraflar sözleşmeyle faiz oranını kararlaştırabilirler. Eğer kararlaştırılmamışsa kanuni faiz uygulanır. Kanuna göre şu anda faiz oranı %9’dur. Eğer söz konusu olan iş ticari işse, bir önceki yılın Merkez Bankası’na göre en yüksek avans faizi %9’dan yukarıdaysa bu oran uygulanır.
Temerrüt faizi için bileşik faiz uygulanmaz.
1.      Faiz serbestçe belirlenebilir.
2.     Kararlaştırılmasa bile ticari işlerde faiz istenebilir.
3.      İki halde bileşik faiz istenebilir.
4.      Ticari işlerde daha yüksek oranda faiz uygulanabilir.

Zamanaşımı

Ticari hükümler koyan kanunlardaki zamanaşımı süreleri sözleşmeyle değiştirilemez. Ancak kanun bunların değiştirilmesine izin verebilir.

Batıl İşlemler

Ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler, kanun bunlara izin vermedikçe batıldır. En yüksek haddi aşan bir işlem yapılmış ise, bu yüzden sözleşmenin tamamı batıl olmaz. Bu işlemler en yüksek had üzerinden yapılmış sayılır. Sınırı aşan edimler hata ile değil, bilerek ifa edilmiş olsa bile geri alınabilir.

Tacir

Tacir gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilir.
Tacir Türk Ticaret Kanunu’nun 12. Maddesinde anlatılmıştır.
Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişiye gerçek kişi tacir denir. Yani tacir olma için gereken unsurlar şunlardır.
1.      Ticari işletme
2.     Ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi
Tacir, ticari işletmeyi bir başkası aracılığıyla da işletebilir. Kişiyi tacir yapan eylem ticari işletmenin işletilmesidir. İşletmenin ticaret siciline tescil ettirilmemiş olması kişinin tacir sıfatını etkilemez.
a.      Bir ticari işletmeyi kurup, açtığını kitle iletişim araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirmiş olan kişi fiilen işletmeyi işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. İşletme vardır ancak henüz işletilmeye başlanmamıştır. Tacir sayılanlar tacir değildir.
b.      Ticari işletme açmış gibi işlemlerde bulunan kişi, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.
Tacir olmanın nimetleri gibi külfetleri de vardır.
Ticari işletmeyi küçük veya kısıtlı adına işleten kimse tacir sayılmaz. Tacir sıfatı, küçük veya kısıtlıya aittir. Ticari işletme adına yapılan işlemlerin hukuki sonuçları küçük veya kısıtlı adına doğar. Yapılan işlemlerden kaynaklanan cezai sorumluluğu temsilciye aittir.
Ticaret yapmaktan menedilenler ticaretle uğraşırsa tacir sayılırlar. Ticarete başlamakiçin izin alması gerekenler izin almadan ticari işletmeyi işletmeye başlarlarsa tacir sayılırlar.
Tüzel kişi tacirlerin en önünde ticaret şirketleri gelir.
Tüzel kişi tacirler tacir sıfatını tescille kazanırlar.
Tacir sıfatını haiz tüm gerçek ve tüzel kişiler meslek odalarına kayıt olmak ve odaların aldığı kararlara uymak zorundadır. Sanayicinin sanayi odasına, deniz ticaretiyle iştigal ediyorsa deniz ticareti odasına, bunlara uymuyorsa ticaret odasına kayıt olması gerekmektedir.
Tacir sıfatı odaya kayıtla kazanılmaz. Odaya kayıt, tacir olanlara getirilen bir yükümlülüktür.
Ticaret odalarının en önemli işlevlerinden birisi ticari örf ve adet tespit etmektir. Tacirler ticari örf ve adet kurallarına tabidirler. Tacirler için ticari örf ve adet kuralları onlar tarafından bilinse de bilinmese de mutlak şekilde
uygulanır. Tacir olmayanlar ticari örf ve adet kurallarını biliyorlarsa veya bilmeleri gerekiyorsa bu kurallar onlara da uygulanır.
Tacir sıfatına bağlanan bir diğer sonuç ücret ve faiz isteme hakkıdır. Sözleşme olmasa veya sözleşmede ücret kararlaştırılmamış olsa dahi tacir ücret isteyebilecektir. Ücret istenebilmesi için karşı tarafın tacir olması şart
değildir. Tacir yaptığı masraflar ve verdiği avanslar için de ücret isteyebilir. Avans, bir alacağın vadesi gelmeden önce yapılan ödemelerdir.
Tacirler ücret ve cezai şartın fahiş olması gerekçesiyle indirilmesini isteyemezler. Ancak cezai şart ahlaka aykırı yani aşırı ise indirim istenebilir. Ahlaka aykırılık, kişinin iktisadi olarak mahvolmasına sebep olacak cezai şartlarda
vardır.
Tacirler tarafından simsarlık sözleşmesi için kararlaştırılan ücretin fahiş bulunması sebebiyle indirilmesi de istenemez.
Tacirin yaptığı iş, ticari iş değil de adi iş ise, tacir de indirim isteyebilecektir.
Tacirin borcu, borcun nakli yoluyla tacir olmayan bir başkasına geçirilmişse yeni borçlu indirim isteyebilecektir. Çünkü bu yükümlülük tacir sıfatına bağlıdır.

Her İki Tarafı Da Tacir Olan İşlemlere Uygulanacak Hükümler

Tacirler arasında sözleşmeden dönme, sözleşmeyi fesih ve temerrüt ihtarı özel şekle ve süreye tabidir. İhtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, güvenli elektronik imzalı postayla ve telgrafla yapılabilir.
Bir görüşe göre bu şekil şartları geçerlilik koşulu değil, ispat koşuludur. Bu görüşe göre kanunda ispat için kullanılabilecek deliller tahdidi olarak sayılmıştır. İkinci bir görüş ise, bu şekillerin geçerlilik koşulu olduğunu
düşünmektedir. Bu görüşü savunanlara göre kanunda aksine hüküm olmadıkça, şekil şartları geçerlilik şartıdır.
Tacir ticari işletmesiyle bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış ise, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Diğer taraf tacir olmak zorunda değildir. Vergi hukukuna göre ise, tacir talep edilmese dahi fatura vermek zorundadır.
Bir fatura alan kişi, faturayı aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde, faturanın içeriğine itiraz etmemiş ise faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Faturanın ispat aracı olması için düzenleyenin ve muhatabın tacir olması gerekmektedir. Kanunda böyle bir hüküm olmamasına rağmen, doktrin ve Yargıtay muhatabın da tacir olmasını aramaktadır.
İtirazın varlığını iddia eden, bunun varlığını ispat etmek zorundadır. İhtilaf halinde sorun yaşamamak için, itirazın noter aracılığıyla yapılması faydalıdır.
Taraflar arasında sözleşme yoksa veya sözleşme batılsa, fatura ispat açısından bir sonuç doğurmaz. Çünkü fatura
sözleşmenin kurulmasına ilişkin bir belge değildir. Proforma fatura, kurulmak istenen sözleşmenin içeriğini gösteren bir belgedir.
Faturanın delil olarak kullanılması için bir şekil şartı aranmamıştır. Sadece faturanın zorunlu içeriği önemlidir. Bir faturanın zorunlu içeriği malın veya hizmetin cinsi, miktarı ve bedeldir. Faturaya vade farkı yazılırsa ve kişi itiraz
etmezse bunun kabul edilmiş sayılacağını söyleyen bir Yargıtay kararı olduğu gibi, faturaya vade farkı yazılamayacağını söyleyen bir Yargıtay kararı da vardır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre vade farkı zorunlu içerik olmadığı için itiraz edilmemesi kabul edildiği anlamına gelmez.
Faturaya yazılmış cezai şarta itiraz edilmemiş olması, cezai şartın kabul edildiği anlamına gelmez.
Faturanın içeriği sözleşme ile değiştirilebilir. Faturanın kabul edilmiş olması, sözleşmenin içeriğinin değiştiği anlamına gelmez. Çünkü fatura sözleşmenin kurulması için gerekli bir unsur değildir. Sadece sözleşmede belirsiz olan unsurları gösteren bir belgedir. Eğer sözleşmede açıkça bedel, cins veya miktar kararlaştırıldıysa, itiraz edilmemiş bir fatura bu unsurları değiştiremez.
Telefon, telgraf veya sözlü olarak yapılan bir sözleşmeyle ilgili irade açıklamalarını doğrulayan bir yazılı belgeyi alan kişi, tebligat tarihinden itibaren 8 gün içinde itiraz etmezse, teyit mektubunun içeriği kabul edilmiş sayılır. Yazıyı alan kişinin tacir olmasının gerekli olup olmadığı tartışmalıdır. Ancak faturaya ilişkin yargı kararlarına kıyas yapılarak, muhatabın da tacir olması gerektiği söylenmelidir.
Her iki tarafı da tacir olan hukuki ilişkilerde, ticari defterler tacir lehine delil olur.
Her iki tarafı da tacir olan ticari satışlarda ve trampalarda üç konuda Türk Ticaret Kanunu özel düzenleme getirmiştir. 23. Maddeye göre;
·        Kısmi ifaya, sözleşme hükümleriyle rıza gösterilmişse veya rıza gösterilmemiş olsa dahi alıcı herhangi bir ihtirazı kayıt koymadan kısmi ifayı kabul etmişse, alan kişi sözleşmeden doğan haklarını ancak sözleşmenin ifa edilmemiş kısmı için kullanabilir. Ancak kısmi ifayla sözleşmeden beklenen yarar ortadan kalkıyor, zayıflıyorsa veya sözleşmenin kalan kısmının ifa edilemeyeceği anlaşılıyorsa alıcı sözleşmeden dönebilir.
Tacir, açtığı davada kısmi ifa dolayısıyla sözleşmeden beklenen yararın ortadan kalktığı veya zarar gördüğünü ispat etmelidir. Yani ispat yükü yer değiştirmiştir.
·     Satıcı; alıcı temerrüde düştüğünde, mahkemeden malın satılmasına izin verilmesini isteyebilir. Mahkeme satışın açık artırmayla yapılmasına veya pazarlık usulüyle satılmasına izin verebilir. Ticari olmayan satışlar için Borçlar Kanunu’ndaki hükümler uygulanır. Dolayısıyla ticari olmayan satışlarda, temerrüt halinde satış istisnaidir. Borçlar Kanunu’na göre kural olarak satıcı, alıcının temerrüde düşmesi halinde malı tevdi edecektir.
Satıcı, satıştan elde ettiği parayı alıcı adına bir bankaya veya notere tevdi edebilir. Ancak bu bedelden kendisi, kendi satış bedelini alacaktır.
·         Mal ayıplı ise, kural olarak ayıp ihbarı yapılmadan ayıba karşı tekeffül hükümlerine gidilemez. Ticaret Kanunu’na göre ayıp ihbarı şekle tabi değildir. Ancak ayıp ihbar süresi kısaltılmıştır.
Tacir ayıp ihbarı yaparken, yazılı şekle tabi haklardan birini, örneğin sözleşmeden dönme hakkını da kullanacaksa, yazılı şekle uymalıdır.
Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise, alıcı malın tesliminden sonra iki gün içinde ayıbı ihbar etmelidir. Borçlar Kanunu’na göre açıkça belli ayıplar için belli bir süre öngörülmemiş, malın makul bir sürede incelenmesi gerektiği söylenmiştir. Aynı şekilde, ihbardan sonra makul bir sürede ayıptan doğan
haklar da kullanılmalıdır.
Ayıp açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde ayıbı ihbar etmelidir.
Gizli, malın kullanılması sonucunda ortaya çıkabilecek ayıplar için kanunda bir süre bildirilmemiştir. Gizli ayıplar, zamanaşımı süresince karşı tarafa bildirilebilir.
Ticari satışlarda zamanaşımı süresi Borçlar Kanunu’ndaki 2 yıllık süredir. Yani gizli ayıplar da 2 yıl içinde ileri sürülebilecektir. Ancak bu süre içinde ayıp ihbarında bulunulması yeterli değildir. Ayıptan doğan hakların da bu süre içerisinde kullanılmış olması gerekmektedir. İhbardan sonra geçen makul bir süre içerisinde de, ayıptan doğan haklar kullanılmalıdır.
Ayıp ihbarında bulunulduğu halde, ayıptan doğan haklar kullanılmadan 2 yıllık zamanaşımı süresi geçirilirse, alıcı henüz ifada bulunmamışsa, karşı taraf malın bedelini isteyebilecektir. Ancak alıcı, malın ayıplı olduğu defini ileri sürebilir. Bu şekilde bedelden indirim isteyecektir.
Tacirler arasında hapis hakkının kullanılabilmesi için borçlar arasında ekonomik irtibatın var olması aranmaz.
Tacirler geç ödemede bulunması halinde 1530. maddedeki özel düzenlemeye tabi tutulmuşlardır.
·        Borçlu, kanundan veya sözleşmeden doğan kesin bir vade varsa ve bu tarihte ödemede bulunmazsa ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer. Bu tarihten itibaren, şart edilmemiş olsa bile alacaklı faize hak kazanır.
·        Bir ödeme süresi belirtilmemişse;
–         faturanın veya eşdeğer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasından itibaren 30 günlük süre sonunda,
–         faturanın alınma süresi belli değilse hizmetin veya malın teslim alınmasından itibaren 30 günlük süre sonunda,
–         fatura, hizmetten veya maldan önce alınmışsa, hizmetin veya alınma tarihinden itibaren 30 günlük süre sonunda,
–         kabul ve gözden geçirmeli teslimlerde fatura gözden geçirme süresinden önce alınmışsa, bu sürecin sonundan itibaren 30 günlük süre sonunda, faturayı bu süreden sonra almışsa, faturanın teslim
alınmasından sonra 30 günlük süre sonunda
borçlu temerrüde düşmüş olur.
·        Sözleşmede öngörülen ödeme vadesi, faturanın alındığı tarihten itibaren en fazla 60 gün olabilir. Alacaklının KOBİ, borçlunun büyük işletme olduğu hukuki işlemlerde bu süre aşılamaz. Ancak iki işletme de büyük işletme ise, taraflar bu süreyi uzatabilir.
Bu düzenlemelerle sözleşmede çok uzun süreli vade getirilmesine engel olunmak istemiştir.
·        Gecikme faizi emredici kılınmıştır. Gecikme faizi ödenmeyeceği veya çok az faiz ödeneceği kararlaştırılmışsa, borçlunun gecikmeden doğan zararlardan sorumlu olmayacağına dair hüküm varsa bu hükümler geçersiz sayılacaktır.
·        Temerrüt faizi, kanuni faizde belirtilen orandan en az yüzde 8 fazla miktarda faiz isteme hakkı verilmiştir.

Ticaret Sicili

Esas olarak ticaret işletmeleri ve tacirleri kayıt altına alır. Ticaret odaları bünyesinde ticaret sicili tutulur. Denetimi Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından yapılır.
Sicil kayıtları tüm ilgililerin incelemesine açıktır. Ticaret sicili resmi bir sicildir ve resmi sicilde tutulan kayıtlar kanıt olurlar.
Ticari işletme, açıldıktan 15 gün sonra ticaret siciline tescil ettirilir.
Ticareti siciline tescil kural olarak istem üzerine yapılır. Ticaret siciline tescil anı, harca tabi işlerde harç makbuzunun verildiği tarihtir. Tescil talebi yazılı olarak yapılır. Tescil için öngörülmüş 15 günlük süre hak düşürücü süre değildir. Bu bir düzen hükmüdür.
Ticaret siciline tescil edilmiş unsurlarda meydana gelen değişiklikler de tescil ettirilir.
Bir işletmenin ticaret siciline tescil ettirilebilmesi için, bu konuda ilgilinin yani ticari işletme sahibinin talebinin olması gerekir. Tescili gereken ama tescil ettirilmemiş bir hususu haber alan ticaret sicili, ilgiliyi tescile davet eder. Bu tescile davette, bu hususun tescil ettirilmesi gerektiği, tescilin gerekli olmadığı iddia ediliyorsa bu hususun ispatı istenir. Ayrıca mektupta, tescilin yapılmaması halinde uygulanacak olan yaptırım belirtilmelidir. Davet mektubunda, tescilin yapılacağı uygun bir süre de belirtilmelidir. Bu hususlardan birisinin dahi eksik olması, Yargıtay tarafından tescile davetin geçersiz olduğu şeklinde değerlendirilmektedir.
Davet mektubunu alan kişi tescili gerçekleştirebileceği gibi, tescili gerçekleştirmeyip kaçınma sebeplerini belirtebilir. Bir diğer seçenek de davet mektubunu alan kişinin, kendisine verilen süreyi sessiz geçirmesidir.
Tescile davet edilen kişi bu sürede sessiz kalır ve tescil de yaptırmazsa, mahalli en büyük mülki amirinin teklifiyle 1000 TL idari para cezasına çarptırılır. Bu para cezasının verilmesi, sebeplerini bildiren kişinin sebeplerine dair yapılan incelemenin, hiç sebep bildirmeyen kişi için yapılmayacağı anlamına gelmez.
Mahkeme, tescili yaptırmayan kişinin bildirdiği sebepleri dosya üzerinden inceler. Mahkeme tescili gerektiren bir husus olduğunu düşünürse, bunun tescilini sicil müdürüne emreder. Bu durumda kişi para cezasına çarptırılmayacaktır. Sicil memurunun burada yaptığı tescil, resen tescil değil mahkeme kararıyla tescildir. Resen tescil, kanunda öngörülen bazı istisnai hallerde mümkündür.
Tescilin reddi sonrasında geçici tescil yapılabilir. Geçici tescil 3 ay içinde mahkemeye başvurulduğu veya tarafların aralarında anlaştığı ispatlanamazsa geçici tescil silinir.

Ticaret Unvanı ve İşletme Adı

Ticaret unvanı, işletme sahibinin diğer tacirlerden ayırt edilmesi için konulur. Farklı ticaret unvanı sistemleri vardır.
·        Özgürlük sistemi; unvanı belirlemekte tacir tamamen serbesttir. İşletmeden ayrı olarak devredilebilir.
·         Gerçeklik sistemi; Tacirin kimliğini açıkça ortaya koyması gerekir. Devredilemez, miras ile geçemez.
·         Karma sistem: Özgürlük ve gerçeklik sisteminin karışımıdır. Unvan alınırken, unvan tacirin kimliğini açıkça ortaya koymalıdır ancak unvan kullanılmaya başlandıktan sonra başkasına devredilebilecektir. Miras ile geçebilir. Kanun koyucu ortaklardan birinin ölmesi halinde de belirli şartların varlığı halinde unvanın aynen korunmasına karar verebilir.
Ticaret unvanı çekirdek ve ekten oluşur. Ek de ticaret unvanı korumasından yararlanır. Gerçek ve tüzel kişiler arasında ticaret unvanı farklıdır.
Gerçek kişilerde ticaret unvanı ad ve soyadın kısaltılmasından ibarettir. Örneğin, Ahmet Necip Arslan. Daha önce tescil edilmiş ticaret unvanı kullanılamaz. Bu durumda aynı isimli gerçek kişi tacir, iltibası önleyecek bir ek almalıdır. Bu zorunlu bir ektir. Gerçek kişilerin gerçek hayatta çok faaliyeti olmadığından, eski ticaret kanununda unvanları sicil bölgesiyle sınırlı tutulmuştu. Yeni ticaret kanunu ile ise koruma sicil bölgesiyle sınırlanmamıştır. Eğer şube varsa, ticaret unvanına şube eki eklenir. Merkezi yurt dışında bulunan bir işletmenin varlığı halinde, işletmenin merkezi de belirtilerek unvankullanılır.
Ticaret unvanına ihtiyari ekler de getirilebilir.
Ek getirmede kanuni sınırlamalar vardır. İltibas yaratan, kamu düzenine ve ahlaka aykırı ekler eklenemez. Örneğin ortada şirket olmamasına rağmen, şirket ibaresi unvana eklenemez. Türk, Türkiye, Cumhuriyet, milli ibareleri ancak Bakanlar Kurulu kararı ile kullanılabilir.
Ticaret şirketleri, anonim, komandit, kollektif, limitet, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket ve kooperatiftir.
Kollektif şirketlerde, ortaklardan en az birinin adı ve soyadı, şirket türü unvanda belirtilmelidir. Örneğin Ahmet Necip Arslan Kollektif Şirketi
Komandit şirketlerde unvanda en az bir komandite ortağın adı, soyadı ve şirket türü belirtilmelidir. Unvanı belirtilecek olan kişinin komandite ortak olması, yani şirketin borçlarından sınırsız sorumlu olan bir kişi olması gerekmektedir. Eğer komanditer ortağın ismi yazılı olursa, o ortak şirketin borçlarından sınırsız olarak sorumlu olur.
Kooperatif, anonim, limitet şirketin, yani sermaye şirketlerinin, şirket türü ve konusu unvanda belirtilmelidir. Örneğin, Ormancılık, Sanayi ve Ticaret A.Ş. Şirketin türü kısaltılarak yazılabilir. Ancak gerçek kişi ismi kullanılıyorsa, şirket türü kısaltılamaz. Ahmet Necip Arslan Anonim Şirketi şeklinde kullanılmalıdır.
Ticari işletme işleten diğer tüzel kişiler için, tüzel kişinin adı ticaret unvanıdır.
Donatma iştiraki, donatanlardan birinin adı ve soyadı veya geminin adını belirterek unvanı kullanır. Gemi ve ortak adı kısaltılamaz.
Esnaf ticaret unvanı kullanamaz.
İşletmenin görülebilecek bir yerine ticaret unvanı yazılmalıdır. Tüm belgelerde ticaret unvanı yazılmalıdır. Ticaret sicil numarası, şirket merkezi, web sitesi sahibi olması zorunlu bir şirket söz konusuysa web sitesi adresi de belgelerde belirtilmelidir. Anonim şirketler, sicil numarasını ve sicile kayıtlı olduğu yeri de evraklarında gösterir.
Unvan işletme ile birlikte en geç 15 gün içinde tescil ettirilmelidir. Tacir ticaret unvanı ile beraber noterden onaylı imzasını da tescil ettirir.

Ticaret Unvanının Devamı İlkesi

1.      Adın değişmesi; ortaklardan birinin adı mahkeme kararıyla değişmiş ise eski unvanını kullanmaya devam edebilir. Ancak bu isim değişikliği yine de sicile bildirilmelidir.
2.      Ortaklarda değişiklik; şirkete yeni ortak girmesi veya ortaklıktan çıkması halinde unvan aynen kalabilir. Bir ortağın ortaklıktan çıkması halinde onun isminin kullanılabilmesi için yazılı izni gerekir.
3.      Ortaklardan birinin ölmesi halinde miras yoluyla unvanı mirasçılarına geçer. Ancak ticaret unvanı ve işletme aynı tereke alacaklısına geçmelidir. Mirasçılar ortaklıktan çıkmayı tercih etseler dahi, mirasçıların yazılı izni ile aynı unvan kullanılmaya devam edilebilir.
Türk Ticaret Kanunu 11. Madde ile, ticaret unvanının ticari işletme devrinin kapsamı dışında tutulabileceği öngörülmüştür. Ancak ticaret unvanı, ticari işletmeden ayrı olarak devredilemez. Devralan kişi unvanı aynen kullanır, ayrıca halefiyet belirten bir ek kullanmasına gerek yoktur. İşletme devredilirken aksi kararlaştırılmış olmadıkça unvan da devredilmiş sayılır.
Usulüne uygun tescil edilmiş ticaret unvanın kullanma hakkı sadece unvan sahibine aittir. Hakkın doğumu kullanmakla başlar, yani tescil kurucu değildir. Ticaret unvanı ticari işletme sıfatının kaybedilmesiyle sona erer. Ticaret şirketleri, tasfiyeye girdikleri andan itibaren ticaret unvanını “tasfiye halinde” ibaresiyle birlikte kullanırlar.
Ticaret unvanının korunması için tespit davası açılabilir.
Hukuka aykırı kullanılan unvanın terkin edilmesi dava edilebilir. Tecavüz sonucu oluşan maddi durumun ortadan kaldırılması talep edilebilir. Ayrıca maddi tazminat talep edilebilir veya bu unvanın haksız kullanımı sonucunda haksız kullanan kişinin elde etmesi muhtemel yararlar istenebilir. İkisi aynı anda istenemez.

Tacir Yardımcıları

Tacir yardımcıları, bağımlı ve bağımsız yardımcılar olmak üzere ikiye ayrılır.
Bağımlı tacir yardımcıları üç tanedir.
·        Ticari temsilci
·        Ticari vekil
·        Pazarlamacı
Tacir, ticari işletme faaliyetini yürütürken tüm sözleşmeleri, tüm hukuki işlemleri tek başına yürütemez. Tek başına bunların hepsini yapması ticari hayat tecrübelerine aykırıdır. Tacirin, yardımcılara ihtiyaç duyması kaçınılmazdır.
Tacirin kendi iradesiyle seçtiği yardımcılara tacir yardımcıları denir. Tacirin emek ve sermayesinden yararlandığı personeli aslında oldukça geniştir. Ancak ticaret hukuku açısından sadece belirli yardımcıların önemi vardır.
Tacir yardımcılarının önemli bir özelliği iradi temsilciler olmasıdır. Tacirin kanuni temsilcileri de olabilir, ancak bunlar tacir yardımcısı sayılmaz. Tüzel kişi tacirlerin organlarının üyeleri de tacir yardımcısı sayılmaz.
Bağımlı tacir yardımcıları Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir.

Bağımlı Tacir Yardımcıları

Ticari Temsilci

En önemli tacir yardımcısı ticari temsilcidir.  Kanuna göre, tacirin ticari faaliyetinde her türlü işlemi yürütmeye ve
işletmeye ilişkin her türlü işlemi yapmaya yetkili olan yardımcıya ticari temsilci denir.
Ticari temsilcinin tayini herhangi bir şekle tabi değildir. Atanması sarih veya zımni olabilir ama bu kişinin atanması mutlaka ticaret siciline tescil ve ilan ettirilmelidir. Atama tescilden önce de geçerlidir.
Bir ticari işletmenin tüm işlemlerini yapan ve buna tacirin ses çıkarmadığı kişiler, sarahaten temsilci olarak atanmamış olsa ve böyle bir tescil, ilan olmasa dahi zımnen atanmış sayılır. Örtülü tayin, doktrin, içtihat ve kanun
tarafından tanınmıştır.
Ticari temsilciyi ancak tacir atayabilir. Bir ticari temsilci, başka bir ticari temsilci atayamaz. Ticaret şirketlerinde ticari temsilciyi yönetim organı atar.
Ancak gerçek kişiler ticari mümessil olabilir.
Ticari temsilcinin yetkileri kural olarak sınırlandırılamaz. Sınırlandırılan yetkileri de tescil ve ilan edilmiş olması gerekmektedir. Tescil ve ilan edilmeyen sınırlandırma, üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.

Ticari Temsilci ve Tacir Arasındaki İlişki

Bu bir vekalet ilişkisi de olabilir. Ticari temsilci, tacirinin gözetimi altındadır. Onun talimatlarına uygun hareket eder.
Ticari temsilcinin rekabet yasağı vardır. Bu kural diğer tacir yardımcılarına da uygulanır. Buna göre ticari temsilci, işletme konusuna giren bir faaliyeti kendi adına ve hesabına yürütemeyeceği gibi, başkasının hesabına da yapamaz.
Aksi halde bir tazminat sorumluluğu öngörülmüştür. Tacir, ticari temsilcinin kendi adına yaptığı işlemlerin, kendi adına yapılmış gibi hüküm doğurmasını isteyebilir. Ticari temsilci başkasının adına yaptığı işten dolayı menfaat elde
ediyorsa, bunun da kendisine devrini ister.

Ticari Temsilcinin Temsil Yetkisi

Ticari temsilci, tacir yardımcılarının en geniş yetkilisidir. Bu kişinin yetkileri kural olarak sınırlandırılmamıştır. Sınırlandırma, ancak kanunun izin verdiği yerde ve izin ölçüde getirilebilir.
Ticari temsilci, işletmeye işçi alıp çıkartabilir, banka hesabı açabilir, ticari vekil atayabilir, kambiyo senedi düzenleyebilir, taciri mahkemede temsil edebilir.
Ticari temsilcinin yetkisi, dış ilişkide kanuni veya kanunda izin verilen konularda iradi olarak sınırlanabilir. İç ilişkide ise böyle bir sınırlandırma yoktur.
Kanuni Sınırlamalar
·        Ticari temsilcinin yetkisi işletme konusuyla sınırlıdır. Ticari temsilcinin işletme konusu dışında yaptığı işlemler taciri bağlamaz.
·        Ticari temsilci, işletmenin varlığını ortadan kaldıracak işlemler yapamaz. İşletmeyi devredemez, işletmeyi rehin veremez, işletmeyi tasfiye kararı veremez.
·        Tacirin özbenliği ve hukuki varlığına ilişkin işlemleri yapamaz. Başka birisini şirkete ortak alamaz, ortaklık sözleşmesini feshedemez. Ticaret unvanını değiştiremez. Tacirin iflasını isteyemez. Konkordato teklifinde bulunamaz.
·        Kanunda açıkça belirtilen bazı işlemleri yapamaz. Açıkça yetkilendirilmedikçe ve işletme konusuna girmiyorsa
taşınmazları devredemez. Öğretide bu yasağın, taşınmaza ilişkin satış ve satış vaadi sözleşmelerini de kapsadığı düşünülmektedir. Ancak özel yetki verilmesi şartıyla bu işlemleri yapabilecektir. Taşınmazı devir alma konusunda ise bir sınırlama yoktur.
İradi Sınırlamalar
·        Bir ticari işletmeye birden fazla ticari temsilci atanabilir. Bu kişiler, kural olarak tek başına taciri temsil yetkisine sahiptir. Ancak bunların yetkileri birlikte imza şartıyla sınırlandırılabilir.
·        Ticari temsilcinin temsil yetkileri şubeye hasredilebilir. Yani, ticari temsilcinin yetkileri şube ile sınırlanabilir.
İradi sınırlamaların getirilmesi, tacirin takdirine bırakılmıştır. İki sınırlama bir anda getirilebileceği gibi, ikisi de getirilmeyebilir.
Bu sınırlamaların tescil ve ilan edilmeleri gerekir. Tescil ve ilan edilmeleri halinde üçüncü kişiler bu sınırlamaları bilmediklerini ileri süremez. Tescil ve ilan edilmediği halde ancak üçüncü kişinin bunu bildiği veya bilmesi gerektiği
ispatlanarak iyi niyetleri bertaraf edilebilir.
·        İşlem miktarı ve işlem konusu hakkında sınırlama getirilebilir. Bu sınırlamalar tescil ve ilan edilemez. Bu sebeple de üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyecektir. Ancak uygulamada bu yasağa rağmen tescil yapılabilmektedir. Bu tescil, bir sonuç doğurmaz. Üçüncü kişilerin bunları bildiği ileri sürülemez.

Temsil Yetkisinin Sona Ermesi

Tacirin, ölümü ve fiil ehliyetini kaybetmesi ticari temsilcilik ilişkisini sona erdirmez. Ancak bu ilişki tacirin kişilik özelliklerinden dolayı kurulmuş olması halinde, tacirin ölümü halinde sona erer. Bu kural, diğer tacir yardımcılarına da uygulanır. Buna karşılık tacirin ve ticari mümessilin iflası, ticari temsilcilik ilişkisini sona erdirir.
Ticari temsilci her zaman azledilebilir ve temsilci de istifa edebilir. Bu haktan feragat geçersizdir. Zamansız azilden ve istifadan doğan zararlar için tazminat hakkı saklıdır.
Ticari işletmenin devri, temsil ilişkisini sona erdirir.
Ticari işletmenin tasfiyeye girmesi halinde, ticari temsil ilişkisi devam eder. Doktrinde bu görüşün aksi yönünde fikir beyan edenler de vardır. Tasfiye tamamlanınca ilişki sona erer.
Ticari temsil ilişkisinin sona erdiği tescil ve ilan ettirilmelidir. Aksi halde tacir, temsilcinin işlemlerinden dolayı sorumlu olur.

Ticari Vekil

Ticari vekil, ticari temsilciye göre daha sınırlı yetkili bir temsilcidir. Ticari vekil genel ve özel şekilde yetkilendirilebilir.
Ticari vekilin tayini şekle tabi değildir.
Ticari vekil tescil ve ilan ettirilemez.
Esnaf ticari vekil arayamaz.
Tacir ile ticari vekil arasındaki ilişki çoğu zaman hizmet ilişkisi biçimindedir.
Vekilin yetkisi işletmenin olağan işleriyle sınırlıdır. Ticari vekil, kanunda açıkça sayılan işlemleri yapamaz. Bunlar;
·        Ödünç para ve benzerini almak,
·        Kambiyo taahhüdünde bulunmak,
·        Dava açmak,
·        Açılmış davayı takip etmektir.
Bu işlemler için kendisine açıkça yetki verilebilir.
Ticari vekillerin yetkisi işyeriyle sınırlıdır. İşyeri dışında bu işlemleri yapamazlar.
Ticari vekilin yetkisi, işyerindeki asılı ilan ve panolarla belirlenir. Böyle bir ilan vs. yoksa, ticari vekil satışla ilgili tüm işlemleri yapabilir, faturayı düzenleyebilir, her türlü ihtar ve ihbara muhatap olabilir ve bu her türlü ihtar ve ihbarı kendisi de yapabilir.
Ticari vekil ilişkisinin sona ermesi, ticari temsilci ilişkisinin sona ermesi gibidir. İlan edilmez ama gerekiyorsa duyurulur.

Pazarlamacı

Ticari işletmenin dışında, sürekli şekilde, ücret karşılığında tacir adına yetkili işlem yapmaya yetkili kişidir.
Pazarlamacı, işletme dışında işletmenin cirosunu artırmaya çalışan, emeğinden tacir tarafından yararlanılan tacir yardımcısıdır.
Pazarlamacı ilişkisi sürekli bir ilişkidir. Tek bir sefer için yapılan aracılık pazarlamacılık değildir.
Pazarlamacılık sözleşmesi yazılı şekle bağlı değildir. Ancak temsil yetkisi verilecek veya tekel hakkının aksi kararlaştırılacaksa, bunun yazılı şekilde sözleşmede yer alması gerekir.
Tacir ile aralarındaki hukuki ilişki pazarlamacı sözleşmesidir. Pazarlamacı sözleşmesi, hizmet sözleşmesinin bir türü olarak düzenlenmiştir. Bu pazarlamacının, eski kanundaki seyyar tüccar memurundan farklı bir kişi olduğunu söyleyen görüşler de vardır. Bu görüş pazarlamacılığın üçüncü kişilerle ilişkisinin yeni borçlar kanununda düzenlenmemiş olmasına dayanmaktadır. Ancak esasında yeni kanunda da aracılık yapan pazarlamacı için de bu yönde düzenlemeler vardır. Bu sebeplerle eski kanundaki seyyar tüccar memuru ile yeni kanundaki pazarlamacı aynı kişilerdir.
Tacir ve ticari mümessil, pazarlamacıyı atayabilir. Ama pazarlamacı, esnaf işletmesinde atanamaz. Ticari vekilin pazarlamacı atayıp atayamayacağı konusunda açık bir hüküm yoktur.
Borçlar Kanunu’nun 452. Maddenin 1. Fıkrasına göre pazarlamacının temsil yetkisi kural olarak yoktur. Aksi, ancak yazılı olarak kararlaştırılabilir.
Eğer pazarlamacı işletmeyle ilgili işlemler için özel olarak temsil yetkisi verilirse, işletmeyle ilgili tüm işlemleri yapabilir. Ama özel olarak yetki verilmemişse tahsil yapamaz ve alacağın vadesi tecil edemez.
Pazarlamacının bölgesinde tekel hakkı vardır. Pazarlamacıya tekel hakkı verilmeyecekse, bunun yazılı olarak kararlaştırılması gerekir.
Pazarlamacılık ücret karşılığı yapılır. Pazarlamacıya mutlaka belli bir ücret ödenmesi gerekir. Uygulamada kişiye ayrıca satış karşılığı komisyon verilmektedir.
Pazarlamacı, pazarlamacılık ilişkisinden doğan muaccel alacakları için işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi durumunda, henüz muaccel olmayan alacaklar için müşterilerden aldığı kıymetli evrak, para ve taşınırlar üzerinde hapis hakkı kullanabilir.
Pazarlamacının tüm masraflarının tacir tarafından ödenmesi gerekir. Masrafları pazarlamacının üzerine yıkan sözleşme hükümleri hükümsüzdür. Pazarlamacının bu masrafları isteme hakkı bulunmaktadır.
Pazarlamacılık sözleşmesi, sözleşmede belirtilen süre geçtikten sonra sona erer. Eğer süre bitmesine rağmen sözleşme devam etmişse, sözleşme belirsiz süreli hale gelir. Belirsiz süreli sözleşmeler de uygun bir mehil verilmek kaydıyla İş Hukuku kurallarına göre feshedilebilir.

Bağımsız Tacir Yardımcıları

Bağımsız tacir yardımcıları şunlardır;
·        Acente
·        Komisyoncu
·        Simsar(Tellal)
Bağımsız tacir yardımcılarının en önemlisi acentedir.

Acente

Acente bir tacir yardımcısıdır, ancak bağımsızdır. Yani tacirin işletme organizasyonu içinde görev yapmaz.  Acente kendisi de tacir olabilir. Temel olarak iki tür faaliyette bulunabilir. Bunların ilki aracılık yapmak, ikincisi taciri temsil yetkisine sahip olup tacir adına sözleşme yapmak amacıyla çalışan acentelerdir.
Acente,  tacir adına ve hesabına sözleşme yapar. Komisyoncu kendi adına ve tacir hesabına sözleşme yapar. Acente tam temsil yetkisine, komisyoncu dolaylı temsil yetkisine sahiptir. Tellal ise sadece aracılık yapar. Tellal ile aracı acente arasındaki fark ise, acentenin tacirle arasındaki ilişkinin sürekli olmasıdır. Tellal ise sadece belirli sözleşme veya sözleşmeler grubu için tacirle çalışır.
Bağımsız tacir yardımcılarından acente, Türk Ticaret Kanunu 102. Madde ve devamı hükümlerinde düzenlenmiştir. Komisyoncu ise Borçlar Kanunu’nda 502 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nda komisyoncu için özel hükümler bulunur. Bunlar taşıma işleri için komisyonculuk yapanlar için hükümlerdir. Tellal Borçlar Kanunu’nda 520 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiştir.
İşletmenin bulunmadığı yerlerde, tacirin iki imkanı vardır. Bunların ilki şube açmak, ikincisi temsilciler vasıtasıyla hareket etmektir. Şube açmak birçok masrafı beraberinde getirir. Tacir bu masrafları yapmamak için acenteler vasıtasıyla hareket edebilir.
Acente, ticari mümessil veya ticari vekil gibi, tacire bağlı bir sıfatı olmaksızın, bir sözleşme uyarınca belirli bir yer veya bölgede, sürekli olarak ticari işletmeye ilişkin sözleşmelere aracılık eden veya tacir adına bu sözleşmeleri yapma yetkisine sahip olan bağımsız tacir yardımcısıdır.
Acente gerçek veya tüzel kişi olabilir. Acentenin faaliyeti ticari işletme boyutuna çıktıysa, acente kendisi de tacir olabilir.

Acentenin Unsurları

Acentenin unsurları şunlardır;
·        Bir sözleşmenin varlığı,
Acentelik sözleşmesi kanunda açıkça düzenlenememiştir. Bu yüzden doktrinde acentelik sözleşmesinin sui generis bir sözleşme olduğuna dair görüşler vardır. Ancak acentelik sözleşmesinin asli edimleri sözleşmede belirtilmiştir. Öyleyse acentelik sözleşmesi de kanunda düzenlenmiş bir sözleşmedir. Acente genel distribütör, bayii gibi başka adlarla da faaliyet göstermektedir.
Kanunda düzenlenmemiş olan tek satıcı adlı bir kişi de vardır. Tek satıcı, üretim yapan firmadan bir eşyayı alıp kendi adına ve hesabına sözleşme yapar.
·        Tacire aracılık yapma,
Esnafa yapılan aracılık acentelik hükümlerine tabi olmaz.
·        Yer unsuru,
Acente belli bir bölgede faaliyet gösterir. Bu bölge tüm ülke olabileceği gibi, belli bir bölge veya il de olabilir.
·        Faaliyetin sürekliliği,
Acentelik faaliyeti, meslek edinilmiş bir faaliyettir. Sürekli olarak yapılır.
·        Bağımsızlık.
Acente ile tacir arasındaki ilişkide acente tacire bağlı hareket etmek zorundaysa da, aralarındaki ilişki bağımsız niteliktedir.
Acente tacirin menfaatlerini korumaya mecburdur.
Acentelik hükümlerinde boşluk bulunursa, aracı acentelere taşıdığı benzerlik nedeniyle tellallık hükümleri uygulanır. Sözleşme yapma yetkisine sahip olan acenteye ise, boşluk bulunması halinde komisyonculuk hükümleri uygulanır.
Sermaye piyasasında aracı kurumların acenteliği özel bir tebliğde düzenlenir. Aracı kurum ile acentenin yaptığı işlemlerde, acentenin ve aracı kurumun müteselsil sorumluluğu bulunur.
Acenteye, Türk Ticaret Kanunu 103. Madde uyarınca, acente hükümleri iki ilişkiye de uygulanır. Kendi adına ve tacir hesabına sürekli olarak işlem yapan kişiler acentelik hükümlerine tabidir. Yani aslında komisyoncu olacak kişi, işi sürekli yapıyorsa acentelik hükümleri uygulanır. Yabancı bir tacir adına ve hesabına veya yabancı bir tacir adına kendi adına ve tacirin hesabına, tek bir işlem dahi yapan kişiye acente hükümleri uygulanır.
Acente, taciri mahkemede temsil edebilir.

Acentenin Yetkileri

Acentenin yetkileri şunlardır;
·        Hakkı koruyan beyanları yapmak ve kabul etmek,
Acenteye yapılan bildirim tacire yapılmış sayılır. Aynı şekilde acente, hakkı koruyan beyanları tacir adına yapabilir. Bu yetki, sözleşmeyle kaldırılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapan kişiler için sözleşmede getirilmiş bu hükümler 105/2’nin kıyasen uygulanması dolayısıyla hükümsüzdür.  Bu maddeye göre acentenin mahkemede taciri temsil yetkisi vardır. Bunun aksine sözleşme yapılabilir ama yabancı tacirler için bu tür sözleşmeler yapılamaz. Bu kıyasen uygulandığında, yabancı tacirin acentesi için hakkı koruyan beyanları yapma ve kabul etme yetkisinin kaldırılamayacağı sonucuna ulaşılır.
·        Bedeli tahsil ve malları teslim etme yetkisi,
Müvekkilinin özel ve yazılı onayı olmasa bile, acente bizzat teslim ettiği malların bedelini alma, bizzat bedelini ödediği malları teslim alma yetkisine sahiptir.
·        Taciri mahkemede temsil yetkisi,
Acenteye karşı açılan davanın sonucunda verilen hüküm acenteye karşı infaz edilemez, tacire karşı infaz edilir.
·        Özel olarak verilmişse sözleşme yapma yetkisi,
Sözleşme yapma yetkisi sözleşmeyle verilmedikçe acente tacir adına sözleşme yapamaz. Acente bu sözleşmeyi ticaret siciline tescil ettirebilir. Tacir de tescili yaptırabilecektir. Tescil burada açıklayıcıdır, kurucu değildir. Sözleşme yapma yetkisi, bu yetki verildiği tarihten itibaren doğar.
Acente, sözleşme yapma yetkisi olmadan işlem yaptıysa, tacir bu işlemi öğrendiğinden itibaren derhal icazet verebilir. Eğer icazet vermezse acente sözleşmeden dolayı bizzat sorumlu olur. Borçlar Kanunu’nda ise yetkisiz temsilcinin yaptığı işlem hükümsüzdür. Bu hükümsüzlükten kaynaklanan zarardan yetkisiz temsilci sorumlu olur.

Acentenin Hakları

Acentenin hakları şunlardır;
·        Acentenin tekel hakkı,
Yazılı olarak aksi kararlaştırılmadıkça, tek müvekkil tek acente ilkesi uygulanır. Yani tekel hakkı çift yönlüdür. Acente de tacir de tekel hakkına sahiptir. Müvekkil, aynı zamanda ve aynı yer veya bölge içinde aynı ticaret dalı ile ilgili olarak birden fazla acente atayamayacağı gibi, acente de aynı yer veya bölgede, birbirleriyle rekabette bulunan birden çok ticari işletme hesabına acentelik yapamaz.
Bu kuralın aksi kararlaştırılabilir.
·        Ücret hakkı,
Acente sözleşme kurulduğunda değil, tacir ekonomik menfaati elde ettiğinde ücrete hak kazanır. Üçüncü kişinin üzerine düşen edimi yerine getirmeyeceği anlaşılırsa, acentenin ücret hakkı düşer. Ama tacirden kaynaklanan bir sebeple sözleşme yerine getirilemezse, acentenin ücret hakkı düşmez. Mücbir sebep ve borçlunun kusuru gibi sebeplerle sözleşme yapılmazsa veya sözleşmeden dönülürse, acente ücrete hak kazanmaz.
Sözleşmede miktar veya belli bir oran belirlenir. Belirlenmemişse ticari teamüle göre ücret belirlenir. Ticari teamül de yoksa mahkeme uygun ücrete karar verir.
Tacir, tekel hakkına aykırı hareket eder veya tekel hakkı olduğu halde bizzat burada sözleşme yaparsa, acente ücrete hak kazanır. Tacirin bu tür sözleşmeler yapması halinde acenteye bildirim yapma yükümlülüğü vardır.
·        Olağanüstü giderleri isteme.
Tacir olağanüstü bir gider talimatı verdiyse, bu ücretleri ödemekle yükümlüdür. Bu masraflar ve verdiği avanslar için faiz isteme hakkına sahiptir.

Acentenin Borçları

·        Acente, müvekkilin menfaatini korumak zorundadır.
·        Acente, talimatlara uygun hareket etmek zorundadır. Eğer talimat olmayan bir hususla karşılaşırsa, derhal talimat
almaya çalışır. Talimat beklenmesine imkan vermeyen acil bir durum varsa, basiretli bir iş adamı gibi hareket eder önlem alması gerekir.
·        Acente, müvekkile ait paraları ona göndermek zorundadır.
·        Acentenin, haber verme, bildirimde bulunma borcu bulunur. Acente, yaptığı sözleşmeler, müşteri listeleri, piyasada gelişen önemli olayları gibi hususları müvekkiline haber verir.
·        Müvekkiline rakip olan firmaların acenteliğini üstlenemez. Bunun aksine sözleşme yapılabilir.  Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra da, sözleşmede kararlaştırılmışsa rekabet yükümlülüğü devam eder. Bu tür bir anlaşma yazılı olarak ve 2 yılı aşmayacak bir şekilde yapılabilir. Tacir de, buna uygun bir tazminat öder.

Acenteliğin Sona Ermesi

Acentelik sözleşmesi, süre kararlaştırılmışsa sürenin sonunda sona erer. Süre belirtilmemişse, 3 ay önceden ihbar yapılarak sözleşme feshedilebilir. Haklı sebep varsa, sözleşme derhal feshedilebilir. Haklı sebeplere örnek olarak
şunlar gösterilebilir.
·        Haksız rekabet
·        Rekabet yasağının ihlali
·        Yan edim yükümlülüklerine sürekli aykırılık
Portföy Tazminatı
Taraflardan birinin, ölümü, iflası, ehliyetini kaybı veya sürenin sona ermesi halinde sözleşme sona erer. Sözleşme sona erince portföy tazminatı söz konusu olur. Buna denkleştirme tazminatı da denilmektedir. Acentenin, görev yaptığı süre içerisinde tacire kazandırdığı müşteri çevresinden dolayı aldığı tazminata portföy tazminatı denir. Zira, tacir bu müşteri çevresinden sözleşme sona erdikten sonra dahi para kazanacaktır. Sözleşme süresiyle sona erince de portföy tazminatı istenebilir.
Koşulları
Müvekkilin, acentenin faaliyeti sonunda müşteri çevresi oluşturmuş olması gerekir. Ayrıca tacir, bu müşteri çevresinden kazanç sağlamaya devam ediyor olmalıdır. Örneğin, tacir sektörden çekiliyorsa, artık bu müşteri çevresinden kazanç sağlamayacağı için portföy tazminatı istenemeyecektir.
Acente, sözleşmenin sona ermesi dolayısıyla, daha sonra yapılacak sözleşmelerden dolayı alacağı ücreti kaybediyorsa bu ücret istenebilir.
Bu tazminat, hakkaniyet gereği ödenir. Hakkaniyet ilkesi kanunda belirtilmiştir. Hakimin, vicdani kanaat olarak adalet ve hakkaniyet gereği böyle bir tazminat ödeneceğine kanaat etmiş olması gerekmektedir. Hakime geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır.
Acentelik sözleşmesi acentenin kusuru nedeniyle ve ondan kaynaklanan bir sebeple sona erdirilmişse portföy tazminatı istenemez.
Tazminat için kanunda azami bir miktar öngörülmüştür. Tazminat son 5 yıllık faaliyet ile elde edilen komisyonun ortalamasını aşamaz.
Bu tazminat, sözleşme sona erdikten sonra 1 yıl içinde istenebilir. Bu süreninin niteliği tartışmalıdır. Bir görüş zamanaşımı derken, diğer bir görüş hak düşürücü süre demektedir. Kürsü, hak düşürücü süreye katılmaktadır.
Bu hüküm, tek satıcılık sözleşmelerine de uygulanır.

Komisyoncu

Kendi adına ve müvekkili hesabına taşınır eşya ve kıymetli evrak alım satımını, ücret karşılığında yürüten tacir yardımcısıdır. Burada bir dolaylı temsil vardır. Dolayısıyla kendi adına sözleşmesi yaptığı için komisyoncu sözleşmenin tarafı olur ama sözleşmeden doğan menfaati müvekkiline devretme borcu altında olur.
Komisyoncu işi ücret karşılığında yapar. Komisyoncu sürekli iş yapmaz. Komisyonculuk süreklilik arz ederse, acentelik hükümleri uygulanır.
Komisyoncu müvekkilin talimatlarına uygun hareket eder. Belirlenen fiyattan daha yüksek fiyatla alım yaparsa aradaki tazminatı karşılar.
Komisyoncu yaptığı işlemler hakkında müvekkilini haberdar etmek zorundadır.
Komisyoncu kazandığı hak ve yüklendiği borçları da müvekkile devreder.
Komisyoncunun temel hakkı ücrettir. Ücretin miktarı, şartları, ödeme şekli sözleşmede belirlenir.
Ücret hakkının doğabilmesi için sadece sözleşmenin kurulması yetmez, sözleşmeden doğan menfaatin müvekkile teslim edilmiş olması gerekir.
Komisyoncu, müvekkilin menfaati için yaptığı tüm masrafları talep edebilir. Komisyoncu bu masraflar için hapis hakkına sahiptir.
Komisyoncu, verilen görevin ifası ile sona erer. Bunun dışında azil, ölüm, fiil ehliyetinin kaybı, iflas gibi hallerde de sözleşme sona erer.

Simsar

Taraflardan hiçbirine bağımlı tacir sıfatı ile bağlı olmaksızın, sürekli şekilde ücret karşılığında sözleşmenin yapılması konusunda aracılık eden tacir yardımcısıdır.
Taşınmaz tellallığı yazılı şekle tabidir.
Simsar bağımsız olarak faaliyetini yürütür. Kendine ait bir işletmesi olabilir. Simsarlık
ücret karşılığı yapılır. Ücretsiz olarak yapılabilir ama bu vekalet hükümlerine tabidir.
Simsar, ticari olmayan işlere de aracılık yapabilir.
Simsarın en temel borcu aracılık etmektir. Sözleşme yapılmasına aracılık eder. Sözleşme yapılması ortamını hazırlar.
Müvekkilinin menfaatlerini korumak durumundadır. Görevini yerine getirirken, müvekkilinin onayını olmaksızın diğer taraftan ücret talep edemez. Diğer taraftan ücret talep ederse, tacirden alacağı ücreti kaybeder.
Tellal, yaptığı aracılık faaliyeti sonucu sözleşme kurulursa, ücrete hak kazanır. Sözleşmenin ifa edilmiş olmasına gerek yoktur.
Sözleşmede ücret miktarı belirlenmemişse, tarifelere, tarife yoksa ticari teamüle bakılır. Teamül yoksa mahkeme karar verir.
Masraflar simsara aittir. Sözleşme ile aksi kararlaştırılabilir.
Tüm tacir yardımcıları için ücret alacakları 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

Haksız Rekabet

Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır.
Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.
Serbest rekabet özgürlüğü Anayasa’da düzenlenmiştir. Bu serbest rekabet kurallarına aykırı hareketler Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. Haksız rekabet bir haksız fiildir. Ama haksız rekabetin varlığı için kusur şart
değildir. Bazı davaların açılabilmesi için ise kusur aranır.
·        Dürüstlük kuralına aykırı ticari uygulama olması,
·        Zarar veya zarar tehlikesi,
·        Zarar ve davranış arasında uygun illiyet bağı olması aranır.
Haksız rekabet halleri kanunda sayılmıştır. Ama bunlar tahdidi değildir.
·        Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri
o   Kötülemek,
§  Kötü niyetle açılan haksız rekabet davaları,
§  Rakibin müşterilerine, rakibinmiş gibi fahiş fiyat listeleri gönderilmesi,
§  Rakibin iflasın eşiğinde olduğuna dair yalan haber yayılması.
o   Kendini veya üçüncü bir kişiyi yalan beyanlarla rekabette avantajlı hale getirmek,
§  Ürünün nerede üretildiği konusunda yalan beyan,
§  Yanlış gramaj,
§  Sağlığa zararlı maddeleri ürün içeriğinde yazmamak,
o   Üstün bir paye veya yeteneğe sahip olmadığı halde bu fikri uyandırmak,
§  Alınmayan ödülün alınmış gösterilmesi,
o   Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan işlemler yapmak, yani iltibas oluşturmak. Ortalama zekaya sahip kullanıcıların bunu karıştırıyor olması yeterlidir. Karıştırma dış görünüş itibariyle olmalıdır. Bir bilgisayar içindeki çiplerin benzerlik göstermesi iltibas oluşturmaz.
o   Karşılaştırmalı reklam kural olarak serbesttir. Ama doğru ve dürüst olmayan karşılaştırmalı reklam yasaktır. Aldatıcı olan reklam, başkalarının ününden itibarından haksız şekilde yararlanan reklam yasaktır. Başkasının markasının belirtilmesi, kural olarak haksız rekabet teşkil eder.
o   Mostra satış karine olarak haksız rekabet teşkil eder. Yani, bir ürün tedarik fiyatının altında satılamaz. Bir defaya mahsus bu şekilde satışlar mostra satış teşkil etmez. Örneğin, tasfiye nedeniyle depolarını boşaltan firmanın satışları mostra satış teşkil etmez.
o   Saldırgan satış yöntemleri haksız rekabet teşkil eder.
o   Gizleme, bir haksız rekabettir.
o   Taksitli satışlarda, bilgi karartılması haksız rekabettir. Örneğin taksitli fiyatın belirtilip, peşin fiyatın belirtilmemesi haksız rekabettir.
o   Karşı tarafı sözleşmeyi ihlale sevk etmek haksız rekabet teşkil eder.
o   Başkalarının iş ürünlerinden izinsiz yararlanmak haksız rekabet teşkil eder.
o   Üretim ve iş sırlarını ifşa (know-how) haksız rekabet oluşturur. Bunları elde etmeye çalışmak da haksız rekabettir.
o   İş şartlarına uymamak haksız rekabettir.
Haksız rekabette davacı ve davalının rakip olması şart değildir. Rekabete dahil olan tüm kişiler, tüketiciler dahi haksız rekabet hükümleriyle korunur.
Haksız rekabette, tespit davası, men davası, maddi durumun düzeltilmesi, maddi ve manevi tazminat, hükmün ilamı davaları açılabilir.

Bir önceki yazımız olan Ticari İşletme Hukuku Pratikleri başlıklı makalemizde Pratikler ve Ticari İşletme Hukuku hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum Yap